11 Şubat 2010 Perşembe

Şiddet Kapıdan Baktırır Kazma Kürek Yaktırır

Futbolumuzda şiddet kapıyı yavaş yavaş yeniden çalıyor. Tıpkı Mart ayı gibi. Bizlere kazma kürek değil, umutlarımızı yaktıracakmış gibi geliyor bana. İhale bedelleri ile gündem değişmiş, kar yağışları ile kapanan stadyumlar, perişan haldeki zeminler konuşulur olmuştu. Bir de yeni düzenlemek istenen spor yasası. Ancak futbolun yükselen ateşi önce karları eritti ardından kardan adam öldü. Ortalık sahipsiz mi kaldı. Elbette hayır. Futbol ideolojileri buzla kaplı '' Karanlıkta Kalanlar '', karanlıkta yürümeyi meziyet zannedenler ortaya çıktı. Will Smith'in filmi Ben Efsaneyim'i seyredenler karanlıkta yürüyenleri bilirler. İşte onlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
Yılın ilk büyük olayı ( umarım yanılmam ) Pendikspor-Sakaryaspor maçı ile başladı. ''Ahhh bir zamanlar'' demekten başka bir çaremiz kalmayan Sakaryaspor deplasmanda kendisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Pendik deplasmanından maç yapamadan döndü. Nedeni ise bilinçsiz güvenlik önlemleri, yanlış kararlar ve zaten patlamak üzere olan taraftarların üzerine orantısız güç vs vs vs...Sonuç ortada. 3 maç ceza. İleride bu ceza yüzünden gelinebilecek noktalar ise sadece eyvah dedirtebiliyor.
Bursaspor-Fenerbahçe maçı izleyenlere büyük keyif verdi. Ancak maçın ardından gelişen olaylar bizlerin hala mağlubiyetinde oyunun bir parçası olduğunu gerçeğini anlayamadğımızı ortaya koydu. Seyircisiz ve dış sahada oynamak bir ilktir heralde bir futbol takımı için. Aynı maçta örevini yapan kameramana da saldırı olduğunu, tarftaralrın sahaya girerek işini yapmaya çalışan kameramanı dövmeye kalktığını da hatırlatalım.
Rizespor-Giresunspor maçı ise yavaş yaavş futbola şiddet aylaırnın yaklaştığını bizlere tamamiyle gösterdi. Ortada kaybedilen ne kupa ne de final maçları vardı. Sinirlenmek için erken denebilecek kadar yolun başındaydık. Olmadı yine yapamadık. Galibiyeti kutlamayı bile beceremedik. Stadyumda başlayan ortaklaşa eylem ardından basın toplantısına yansıdı. Buradan da takımı taşıyan otobüse. Basın toplantısındali şiddet ise psikolojik arbedeye döndü. Yanlı sorular ile olaylar saptırılmaya çalışıldı. Sonunda basın toplantısı terk edildi.Ardından yaşananlar malumunuz.

Adana Demirspor ise aldığı kapatma veya seyircisiz oynama cezaları geleneğini sürdürdü. Buna İzmir takımlarını ekleyip bir de TFF 2. Lig'den Göztepe dersek sezonu ortaladığımızda Federasyona ciddi ödemeler yapan takımların fazlalığını da görmüş oluruz
Demem o ki yakında olacak olayların fitili ateşlendi. Kayıplar başladıkça, futbolun bir oyun olduğu anlaşılmadıkça sezon sonları gelmez bu çile bitmez. Uyarıyorum özellikle bu sezon sonunda ki maç trafiğine dikkat çekiyorum. izledikleriniz, göreceklerinizin teminatıdır. Ligi zevkli kılmak adına başlayan psikolojik savaş iç açıcı değildir. Yöneticiler kasap ıyuncu tartışmalarına girip, hakem polemiklerinden çıkmamalıdır.

4 Şubat 2010 Perşembe

''TR''ansfer Çıkmazları

Türkiye'de futbol kulüplerinin ne kadar kötü yönetildiğini ve birkaç tanesi hariç hiçbirinin UEFA kriterlerine uymadığını biliyoruz. Hatta zorunlu şartlar uygulansa küme düşürülmeye kadar gidebilecek kötü durumlarda olduklarının farkındayız. Yanlış yönetilmenin en önemli nedenlerinden biri dönemsel yönetimlerin dönemsel ve gereksiz transferleridir. Özellikle Bank Asya ve TFF 2. Lig takımlarının her sene değişen yönetici ve başkanlarının yaptığı bu transferler tatminden başka bir işe yaramamaktadır. Birçoğu bu şekilde yapılan transferlerin ardından kulüpler (özellikle şehir takımları) üzerine bırakılan yükle çöker, altından kalkamaz. '' Sen buraya imza at bir sıkıntı olursa zaten TFF'ye dava açıp alırsın'' transferleri bazı kulüplerimizi 12-13 trilyona kadar borç batağına sürüklemiştir.

Her sene değişen yönetimlerin borçlandırdığı kulüpler ya belediye başkanlarının elinde oyuncak olmuş ya da işleri futbol olan iş adamlarının kazanç kapısı haline gelmiştir. Kulüplere geriye dönük ( en az 5 sene ) bir inceleme başlatılsa defterlerin bile tutulmadığı, hatta sahte fatura düzenlenerek fazla borçlandırıldığı mutlaka görülecek. TFF'nin takımlar yerine şahısları borçlandırmayı düşünmediği bu dönemde İDDAA gelirlerine el konan birçok anadolu takımını sayabiliriz. Hatta Beşiktaş'ın yıllık yayın geliri hasılatlarına ( toplamda yaklaşık 40 milyon dolar ) Vakıfbank'ın temlik koydurduğunu biliyoruz. Yaralı ve tepetaklak giden bu transfer politikalarına geçici çözümler ( ki bunlara çözüm denebilirse ) üretilmiştir. TFF, Bank Asya ve 2. Lig kulüplerinin siyasi-ekonomik rant peşinde olan insanların elinde bir oyuncağa dönüştüğünü fark edememektedir. Bu da çok konuşulan marka değerine oldukça zarar vermektedir. Süper Lig'e çıkması durumunda tesis, alt yapı ve stadyum kriterlerine uyamayacak birçok takım var. Bakalım bunlara 321 milyon dolarlık Turkcell Süper Lig'de nasıl bir çare bulacaklar

Gelelim Süper Lig kulüplerinin TRansferlerine
TFF etik kurulunun uyuduğunu düşünüğüm birçok konuya umarım FİFA el atmaz ve ileride kulüplerin transferlerini etkileyecek borçlar ve cezalar çıkmaz. İngiliz devi Chelsea'ye bile transfer yasağı getirerek korkusuzluğunu gösteren UEFA bakalım bizim ülkemize nasıl bir yaptırım uygulayacak
Neden mi?
Bir futbolcunun sözleşmesi devam ederken ( eğer bitimine 6 ay kalmamışsa ) başka bir futbol takımıyla görüşmesi, hele hele sezon devam ediyorsa ipe götürülmesine sebep oluyor. Ancak 8 yabancı sınırnı aşan takımlarımızın onların ''işlerini'' ellerinden alarak transferin son gününde gönderildiklerine şahit olmaktayız. Buna ise ses çıkarılmıyor. Burada Profesyonel Futbolcular Birliği'nin vasıfsızlığına yeniden şahit oluyoruz. Eğer bir futbolcu gönderilecekse neden daha önce kendisine menajeri aracılığı ile bildirilmez ve kulüp araması istenmez. Futbolcunun 6 ay içerisinde alacakları ödenerek kovulması kulübü de kısa ve uzun vadede ekonomik zarar vermektedir. Futbolcu ise transfer sezonu (2 ülke haricinde) olduğu için 6 ay oynayamayacaktır. Oyuncu kulüpten ve ülkesindne ayrıldıktan sonrasoluğu elbette UEFA ve FİFA'da alacaktır.
Galatasaray, Beşiktaş ve Ankaragücü bu sıkıntıları yaşamış ve ileride önlerine çıkması muhtemel sorunların da satrtını vermiştir. Bakalım bundan sonra nelere şahit olacağız. Unutmadan soralım. Altı ay sonra Ali Turan ne yapacak?
Bekleyip göreceğiz

3 Şubat 2010 Çarşamba

Merhaba

İnternet benim için kısa bir süre öncesine kadar tamamen okunabilecek ve zaman geçirilebilecek bir yerdi. Yani sıradan bir insan silüetini kendimi yakıştırmam demekti. Buna izin veremezdim. Hayatta ve özellikle yaptıklarımla bir '' iz '' bırakmam gerekiyordu. İnternette ise Facebook haricinde izlerim olsun diye. Umarım bu yazdıklarım önce beni, sonra sizleri tatmin eder.Pek uzun düşünmedim. Blogu kurdum ve '' merhaba '' demeye hazırlandım. Kısa bir selam sözcüğünden sonra ''izlerimi'' sizlerle veya kimse okumasa bile kendimle paylaşacağım. Milyarların içinde silikte olsa bir izim olsun diye. Ama olsun...

Belki peşimden birileri gelir.....